Küba’daki ilk şaşkınlık…

15 Ağustos 2012   // 0 Yorum

40 RENK FOTOĞRAF PROJESİ’NİN 8. RENGİ ‘’KÜBA’’ yolculuğunda herkesin kolaylıkla görebileği ancak  zaman zaman algılamakta ve anlamakta güçlük çektiğimiz bir ‘’tüketim anlayışı’’nın var olduğunu daha ilk günden farkına vardık.

Havana’ya  vardığımız ilk gece şehirde elektrikler kesikti. Sınırlı elektrik ve jenaratörler  ‘’yaşamsal gereklilik’’ gerektiren alanlarda, gerçekten gerekli zamanlarda ve bir de turistlerin yoğun olduğu bölgelerde kullanılıyordu ama ara sokaklar ancak arabaların farları ile aydınlanıyordu. Işıklı panoların, şaşalı aydınlatmaların ruhumuza renk kattığını düşündüğümüz bir hayatta elektrik kesintisi bizim için hayatın sekteye uğraması ve durması anlamına geliyor. Kesinti genelde bilgisayarların, soğutucuların ve klimaların çalışmadığı, TV’lerin ışığı ile aydınlanan ve sesiyle yankılanan ortamların olmadığı, metronun işlemediği, şarj makinalarının işlevini yitirdiği, kahve makinalarının, elektrikli süpürgenin sesini duyamadığımız enerjiye bağımlı günlük yaşamımızda paniğe yol açar. Ancak gece keşif ve fotoğraf çekmek için girdiğimiz her karanlık sokakta hayat devam ediyordu. Yanlış anlaşılmasın insanoğlunun enerjiye ihtiyaç duymadığını dile getirmek istemiyorum ama sokaklarda Kübalı’yı en çok tedirgin eden şeyin  nefes almakta zorlandığımız sıcak bir havada pervanelerin çalışmaması, çoğunlukla turistlerin içkilerinde kullanılan dolaplardaki buzun erimesi, barların ve restaurantların işlememesi, bir de belki ufak ve tüplü televiyonlardan çizgi film izleyen çocukların somurtması olduğunu düşündüm. İnsanlar kapı önlerinde yelpazeler ile serinlemeye çalışıyordu, sevgililer karanlıkta sarmaş dolaş yürüyor, kapı önlerinde sohbet devam ediyordu. Kimsenin çalışmayan bilgisayarlardan, etin no frostta erimesinden, ulaşımın durmasından şikayet ettiğini sanmıyorum. Ne de olsa böyle bir tüketim ve yaşam anlayışı mevcut değildi.

Ertesi gün elektrik kesintisinin birkaç günden beri sürdüğünü öğrendik. Turistlere yoğun bir şekilde hizmet veren bölgelerde gerginlik biraz daha fazlaydı, bazı içeceklerin ve yiyeceklerin siparişi verilemiyor, jenaratör olmayan barlar ve restaurantlar kepenklerini kapatıyordu. Yine de çocuklar sokakta oynuyor, gençler denizde eğleniyor, kapı önleri dolup taşıyordu. Arada bir kesintili verilen elektrik  ile hayat kaldığı yerden devam ediyordu. Bizde olsa birkaç gün içerisinde toplumca çıldırma noktasına gelirdik. Sanırım bunu iyi bildikleri için, otellerin, nispeten daha lüks lokantaların, barların jenaratörleri vardı ki klimalar çalışsın, telefonlar şarj edilebilsin, mojito ve daiqurilere buz atılabilsin, dana etleri çabuk bozulmasın, dondurma yenebilsin…

İlk gece gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu, vazgeçemediklerimizin günlük hayatımızdaki rolünü, bu rolün mutluluğumuzu ne kadar çok etkilediğini bu kadar çabuk düşünmeye başladığım için gerçekten şaşırdım. Ancak otele döndüğümüzde klima kumandasını çalıştırabilmek,  minibarda soğuk su bulabilmek telefonu şarja takmak, tuvaletin, odanın ve komidin ışığını aynı  anda yakabilmek lüksüyle bir anda kendime geldim.

Ertesi gün yolda gördüğüm ilk vitrinin karşısında yaşadığım şaşkınlık ise başka bir yazının konusu…

fotoğraflar © Ilgın Erarslan Yanmaz

 


Tags:

elektrik

havana

Küba

tüketim


Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.