Tarçın'ın Fotoğraf Albümü

03 Ocak 2010   // 0 Yorum

Tarçın 2009’un 9 Kasım gecesi herkese sevgilerini gözleriyle ileterek vedalaştı. Giderken yanında olmayan sevenlerine ve özleyenlerine selam söyledi. Havlayıp kulaklarını sağır ettiklerinden… Gece yatağına çıkıp uyutmadıklarından… Tabağından yemeklerini yürüttüklerinden… Hepsinden özür diledi. Ayrıca kendisine bakan ve ondan hiçbir konforu esirgemeyenlere, onunla bıkmadan oyun oynayanlara teşekkür etti. Vasiyetinde tasmasını ve mamalarını Atilla Bey’in köpeklerine, mama ve su tasını Kına’ya, diş tartar ve Canvit ilacını ihtiyacı olacak bir köpeğe, oyuncaklarını yavru kedi ve köpeklere, aylık gelirini sokak hayvanlarına, battaniyesini ve fotoğraflarını bize, yani ailesine bıraktı… 13 yaşındaydı ve tarçın renginde bir İspanyol Cookerdı… Ailenin minik oğluşuydu…Son kez veterinere gittiğimizde Muammer cep telefonu ile o mahzun bakışlarının, zayıflamış bedeninin fotoğraflarını çekmişti. Eve gidip onu son kez sevdiğimde yanımda fotoğraf makinem vardı ama çekecek hiç keyfim olamamıştı. Ertesi gün Tuzla Hayvan Mezarlığı’na gittiğimizde makine yine yanımdaydı. Bir hayvan mezarlığının bu kadar bakımlı, yeşilliklerle kaplı olacağı aklımdan geçmemişti hiç. Özel yapılmış mezar taşları, süslenmiş mezarlar, oyuncaklar… İnanılmazdı… Fotoğraf çekmeyi istedim ama yapamadım. Makineyi Muammer’e verdim ve Tarçın gömülürken çekmesine izin verdim…

Aynı hafta Tarçın’ın 13 yıl boyunca ve hatta son 3 gününde çekilen tüm fotoğraflarını hem kendim hem de ailem için bastırdım; çoğalttım.

Anneannem öldüğü zaman fotoğrafını çekmemiş, gerek duymamış ve hatta beyaz çarşafın altında gördüğüm cansız bedenini, ifadesiz sandığım yüzünü o şekliye anımsamamak için gün boyu en güzel fotoğraflarına bakıp durmuştum. O zaman neden Tarçın’ın fotoğraflarının çekilmesine izin vermiştim, gerek duymuştum?

Uzunca bir süre bunu düşündüm durdum. Bir sebep bulmaya çalıştım. Fotoğrafın amacı neydi? Neden fotoğraf çekiyorduk? Neyin fotoğrafını çekiyorduk? Fotoğraflarda sadece mutlu anlarımızı mı hatırlamak istiyorduk?

Tarçın öldüğünde kardeşim Ayşe Almanya’da master tezini yazıyor, Fransa’da çok önemli bir sunuma hazırlanıyordu,  ölümünü ancak bir ay sonra söyleyebildik.  Bu süre içinde nasıl haber vereceğimizi, hangi kelimelerle anlatacağımızı düşündük.  Öğrendiği zaman herşeyi ayrıntılarıyla anlatacaktık ve kelimelerin yetersiz kaldığı durumlarda ise son  fotoğrafları belge niteliğini taşıyacaktı. ‘’Tarçın, işte bu kadar hastaydı…. Mezarı yeşil bir vadiye bakıyor… Tasmasını mezar taşı yaptık…’’ Bir çok cümlede anlatmak istediğimizi bir fotoğraf daha kolay, doğrudan ve çarpıtmadan anlatacaktı. Üstelik yoruma gerek yoktu, yorum Ayşe’ye ait olacaktı.

Anneannemi kaybettiğimde ölümden korktuğum ve ölümünü kabullenemediğim için ölümü anımsatacak her şeyden kaçınmıştım. Tarçın’ın ölümünde ise acının da, üzüntünün de unutulmaması gereken duygular olduğu gerçeğini kavradım. Şimdi albümündeki fotoğraflara baktığımda hem gülüyor, hem ağlıyor, hem de özlüyorum… Tarçın’ı iyileştirmeye çalışan veterinerine teşekkür ediyorum, Tuzla Hayvan Mezarlığı ve Rehabilitasyon Merkezi kurucularına, çalışanlarına minnet duygularımı sunuyorum.

Fotoğraflar olmasaydı duygularım farklı mı olurdu? Şimdiki zaman için değil belki ama insan hafızası kitap dolu bir oda gibi. Eski kitaplar yenilerine yer açmak için odanın en dibine doğru itiliyor. Yani aslında hafızamız nankör, olayların üzerinden vakit geçtikçe bizde bıraktığı etkisi de azalıyor ya da unutuluyor. Ancak fotoğraflarla anımsanmasını, anılmasını istediğimiz anlara, olaylara, yerlere ve zamana geri dönüşümüz daha kolay oluyor…

ölüm ve fotoğraf  üzerine:

 

 


Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.