Saadet Teyze

01 Eylül 2012   // 0 Yorum

Saadet Teyze’yi 19 Nisan 2012 ‘de kaybettik. Annemin IKD yıllarından beri kırmızı çatkılı dostu, Türkiye’deki feminist harekete katkısı büyük, mücadelesi çok, cesur, yazar, devrimci, inşaat mühendisi, üretken, matrak kadın Saadet Arıkan’ı… Şişli Camii’nden kalkan cenaze gördüğüm en çoşkulusu ve renkli çiçeklerle donatılmışıydı. İstediği gibi safları kadınlar tutmuştu ve istediği gibi kadın dostlarının elleri üzerinde taşındı tabutu… Hiç anlamam zaten; ölen kişi  kadının anası, kızı, dostu bile de olsa niye durulmasına izin verilmez en yakınında… Bizimkiler dinlemez öyle izin, mizin, adet falan yürekleri nerdeyse oradadır bizim kadınlar…

Saadet Teyze ”Mor İğne” eyleminin başını çekenlerden. Benim nesil belki anımsar ama çoğunlukla bilmez galiba. 80’lerin sonuna doğru Tünel’deki okuldan  Gayrettepe’ye eve otobüsle gidip geliyorum. Tacizcisi bol durağın… Otobüste sıkıştıranlar, gösterenler, ensene üfleyenler,  görüp de seyirci kalanlar, sesini çıkaramayanlar, korkanlar, ağlayanlar. Bir değil iki değil, sesim de çıkmıyor, yaşıyoruz otobüsten iniyoruz… Annem bir gün kocaman mor topuzlu çuvaldız boyutunda bir iğne verdi bana, kadife ceketimin göğsüne yaka iğnesi gibi taktım öyle dolaşmaya başladım. Söz verdim kendime, çıkarıcam batırıcam olmadı bağrınıcam çağrınıcam. Ama gerek kalmadı, bir şey sezinleyecek gibi olsam, diker gözlerimi, başlardım mor topuzla oynamaya. ”Mor İğne” eylemi günümüze kadar devam etti.

Bir de Saadet Teyze’nin ”Kadınlar Boşanıyor” eylemi var. Flört etmeyi fahişelik” olarak değerlendiren o dönemde (1990) devlet bakanı olan Cemil Çiçek’e tepki sonucu gelişen bir eylem… Kendi kaleminden aşağıdaki gibi açıklamıştı Saadet Teyze:
CEMİL ÇİÇEK’E TEPKİ
“Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin birinde kadınlar varmış. Bu kadınlar bir gün, ‘Flört fahişeliktir’ diye gazetelere demeç veren Cemil Çiçek adlı devlet bakanına çok kızmışlar. Bir sürü düdük almış, mor boyalarla süsleyip Beyoğlu’nda öttürmüşler. Kimin umuru? Hemen arkasından aynı Cemil Çiçek’in önderliğinde ‘Ailenin Güçlendirilmesi’ amaçlı kanun hükmünde bir kararname gündeme gelince, kadınların tepesi iyice atmış. Ailenin güçlendirilmesinin kadının güçsüzleştirilmesi anlamına geldiğini savunan yazılar yazmış, broşürler çıkarmış, sloganlar üretmişler. Ama bütün bunlar onları kesmemiş ve bir akşam, kalabalık bir toplantıda son kararı vermişler: ‘Biz evli kadınlar ‘Aile Araştırma Kurumu’nun kurulmasını ve Cemil Çiçek’i protesto etmek için kocalarımızdan boşanacağız.’
Birkaç gün sonra, evli 30 kadın, ellerinde boşanma dilekçeleri, Sultanahmet’te İstanbul Adliyesi’nin yolunu tutmuşlar. Bir basın toplantısıyla eylemlerinin gerekçesini kamuoyuna açıklamışlar:

BOŞANMA EYLEMİ
‘Bizler, hoşlandığımız erkekle birlikte olabilmek için evlendik. Gerçi evlilik erkeğin egemenliğini resmen tanımak, onun yönetimi altına girmekti. Medeni Kanun da erkeğin üstünlüğünü güvence altına almıştı. Şimdi devlet, erkeğin çıkarını koruyan bütün yasalar yetmiyormuş gibi, milli değerler diyerek güçlü bir aile yaratmayı hedefliyor. Güçlü aile, erkeğin şimdikinden daha güçlü, kadının ise güçsüz olması mı demek? Yoksa kadın çocuk doğurmalıdır mantığıyla, istemediğimiz çocukları devlet eliyle doğurmaya zorlamak mı demek? Koca iznine bağlı kürtajın yeniden tümüyle yasaklanması mı demek? Boşanma hakkını hiç kullanamadığımızı görmemiz mi demek? Kocalara ve erkeklere karşı artık hakkımızı savunamayacağımız mı demek? Kadının çalışma saatlerinin kısıtlanmasıyla meslek yaşamımızın budanması mı demek? Biz tüm bunları, kadının köleliğini pekiştiren yasaları istemiyoruz. Bugünkü toplumsal koşul ve gelişmeler sonucu birlikteliğimizi yasal olarak sürdürme olanağı kalmamıştır. Bu nedenle boşanmayı talep ediyoruz.”
İlk başvurular hakimlerce reddedilmiş. Derken, 30 kadından birkaçının kocası, mahkemeye gelip eşini desteklemeye ikna olmuş ve bu çiftler boşanmayı başarmışlar.”

Yine annemin başka bir arkadaşı Emel Akal Teyze Saadet Teyze’nin ölümünden sonra bir yazısını aşağıdaki şekilde anımsattı bize.

Feminist Politika dergisinin 12.sayisi için yine boşanma eylemi ile ilgili bir kez daha yazdı. Bu defa tarihe not düşmüyor hesap soruyordu. Bu yazı bugün tüm feministlerin elini yakan bir mektuptur.  Yazının tamamı aşağıda yer alacak.  Ne diyelim.  Saadetin ardından  bu yazıyı her yerde herkesle paylaşmak boynumuzun borcu olsun. Onun davamızı  kendi deyişi ile “Allah’ın mahkemelerine kadar “ götürdüğüne eminim.

Yalancının mumu
Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınların 1990’daki boşanma eylemi üzerine söylediklerine dair
Saadet Arıkan Özkal
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin birinde kadınlar varmış. Bu kadınlar bir gün, “Flört fahişeliktir” diye gazetelere demeç veren Cemil Çiçek adlı devlet bakanına çok kızmışlar. Bir sürü düdük almış, mor boyalarla süsleyip Beyoğlu’nda öttürmüşler. Kimin umuru? Hemen arkasından aynı Cemil Çiçek’in önderliğinde “Ailenin Güçlendirilmesi” amaçlı kanun hükmünde bir kararname gündeme gelince, kadınların tepesi iyice atmış. Ailenin güçlendirilmesinin kadının güçsüzleştirilmesi anlamına geldiğini savunan yazılar yazmış, broşürler çıkarmış, sloganlar üretmişler. Ama bütün bunlar onları kesmemiş ve bir akşam, kalabalık bir toplantıda son kararı vermişler: “Biz evli kadınlar ‘Aile Araştırma Kurumu’nun kurulmasını ve Cemil Çiçek’i protesto etmek için kocalarımızdan boşanacağız.”
Birkaç gün sonra, evli 30 kadın, ellerinde boşanma dilekçeleri, Sultanahmet’te İstanbul Adliyesi’nin yolunu tutmuşlar. Bir basın toplantısıyla eylemlerinin gerekçesini kamuoyuna açıklamışlar:           
“Bizler, hoşlandığımız erkekle birlikte olabilmek için evlendik. Gerçi evlilik erkeğin egemenliğini resmen tanımak, onun yönetimi altına girmekti. Medeni Kanun da erkeğin üstünlüğünü güvence altına almıştı. Şimdi devlet, erkeğin çıkarını koruyan bütün yasalar yetmiyormuş gibi, “milli değerler” diyerek güçlü bir aile yaratmayı hedefliyor. Güçlü aile, erkeğin şimdikinden daha güçlü, kadının ise güçsüz olması mı demek? Yoksa kadın çocuk doğurmalıdır mantığıyla, istemediğimiz çocukları devlet eliyle doğurmaya zorlamak mı demek? Koca iznine bağlı kürtajın yeniden tümüyle yasaklanması mı demek? Boşanma hakkını hiç kullanamadığımızı görmemiz mi demek? Kocalara ve erkeklere karşı artık hakkımızı savunamayacağımız mı demek? Kadının çalışma saatlerinin kısıtlanmasıyla meslek yaşamımızın budanması mı demek? Biz tüm bunları, kadının köleliğini pekiştiren yasaları istemiyoruz. Bugünkü toplumsal koşul ve gelişmeler sonucu birlikteliğimizi yasal olarak sürdürme olanağı kalmamıştır. Bu nedenle boşanmayı talep ediyoruz.” 
İlk başvurular hâkimlerce reddedilmiş. Derken, 30 kadından birkaçının kocası, mahkemeye gelip eşini desteklemeye ikna olmuş ve bu çiftler boşanmayı başarmışlar. Böylece ilk boşanma 13 Aralık 1990 tarihinde gerçekleşmiş. Ertesi günkü gazete manşetleri:
 “Protesto için boşandılar” (Günaydın)
“Evlilikten istifa” (Cumhuriyet)
“Cemil Çiçek yüzünden resmen boşandı” (Güneş)
“Aile Araştırma Kurumunu protesto için 11 yıllık kocasını boşadı” (Hürriyet)
“Protesto boşanması (Sabah)
O arada eş dostun anneler ablalar dahil bütün aileye bir türlü kesilmek bilmeyen tebrik telefonları; manavın, kasabın, bakkalın, taksi şoförlerinin kutlamaları, vesaire, vesaire.
İşin hikâye kısmı bu kadar. Gelelim günümüze. Meğer aynı günlerde, çok ses getiren bu boşanma eylemi üzerine Recep Tayyip Erdoğan adlı bir siyasi parti yöneticisi bir “vaaz” vermiş. Vaizin söyledikleri 2011’de internete düştü. Hepimizin bildiği gibi kendisi İmam Hatip Lisesi mezunu; bir hatip olarak yetiştirilmiş ve hitabeti, beden dili, ikna kabiliyeti gerçekten güçlü. Âdeta Kur’an ve mevlit ahenginde, “saba” makamında konuşuyor. Yalnız bir sorunu var: İnsanları ikna etmek için göz göre göre yalan söylemekten hiç çekinmiyor. Ve öyle tatlı tatlı yalan söylüyor, erkeklerin erkekçi anlayışına hitap etmeyi o kadar iyi biliyor ki, kimse de çıkıp, “İyi ama Tayyip Bey, bu kadınlar bunu söylemiyor,” demeyi aklından geçirmiyor. Varsa oradaki ve evdeki kadınlar da geçirmiyor. Bakın, herkesin bir yasanın protesto edilmesi olarak gördüğü bir eylemi Tayyip Bey kalabalığa nasıl anlatıyor:
“30 tane feminist kadın. Bunlar evliymiş daha önce… İstediği zaman istediği insandan çocuk doğurma hürriyetine sahip olmak istiyormuş. Onun için de ne yapmışlar, kocalarıyla anlaşarak boşanma davası açmışlar. Ee, o onun nikâhsız kocası olacak, o da istediğiyle istediği zaman işi bitirecek. Nereye götürülüyor bu toplum Allah aşkına? …Piçlerin yetiştirilmek istendiği bir toplum meydana getirilmek isteniyor.”
Pes! Kargaların bile gak gak güleceği, tuhafın da tuhafı bir yorum! Ama millet yutuyor ya!
Eğer ben de Kutsal Kitaplar dilinde konuşmayı yeğleseydim belki şöyle sorular sorardım:
“Ya Tayyip, sen kadınları niye hep çocuk fabrikası olarak görürsün?”
“Ya Tayyip, sen fikre yalanla, iftirayla, küfürle değil, fikirle karşı çıkmayı bilmez misin?”
“Ya Tayyip, Allah’ın indinde ‘piç’ var mıdır? Yoksa o kelime senin gibi erkeklerin uydurması mıdır? Sen bilmez misin ki, İslam dini senin ‘piç’ dediklerini de demediklerini de anasının adıyla toprağa verir! Çünkü, Allah’ın indinde bir çocuğun çıktığı rahim esastır. Kadınların, kocaları dışında bir erkekten çocuk doğurmak için senin mahkemelerine ihtiyaçları yoktur.”
Ama ben bu dilde konuşmayacağım. Ben Tayyip Bey’e sadece şunu söyleyeceğim:
 Sizi kişiye hakaretten Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine dava edeceğim, Sayın Başbakan. O da yetmezse, sizi Allah’ın mahkemelerine havale edeceğim. Mumunuz ancak yatsıya kadar yanacak…
 

 


Tags:

boşanma

mor iğne

Saadet arıkan


Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.